Kayıtlar

Temmuz, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Eşitlik Miti ve Bozkırın Gerçekleri: İslamiyet Öncesi Türklerde Sınıfsal Ayrım Yok Muydu?

 Tarih yazıcılığında İslamiyet öncesi Türk toplumları değerlendirilirken sıklıkla romantik bir yaklaşıma düşülür. Genel kabul gören geleneksel söylem; bozkır kültürünün göçebe yapısı gereği toprağa dayalı özel mülkiyetin gelişmediğini, dolayısıyla Avrupa tipi bir feodalizmin veya belirgin bir sınıfsal ayrışmanın yaşanmadığını iddia eder. "Herkesin eşit olduğu, sınıf çatışmasının bulunmadığı sınıfız bir toplum" tablosu çizilir. Peki, tarihsel ve sosyo-ekonomik gerçekler gerçekten bunu mu söylüyor? Yoksa bu durum, idealize edilmiş bir "bozkır eşitlikçiliği" mitinden mi ibaret? Meseleye daha derinlemesine baktığımızda görürüz ki; geleneksel toprak köleliği olmaması, o toplumda sınıfsal ve statüsel bir ayrımın bulunmadığı anlamına gelmez. İslamiyet öncesi Türk toplumlarında bal gibi de sınıfsal bir hiyerarşi ve toplumsal eşitsizlik mevcuttu. 1. Toprak Değilse Ne? Mülkiyetin Bozkır Formu: Sürü ve Çadır Tarım toplumlarında güç ve sınıfın ölçütü "toprak mülkiyeti...

İlk Korkudan İlk Medeniyete: Ya İnsanlık Sandığımız Gibi Başlamadıysa? ("Başlangıç" Çok Yakında)

  Yüzyıllardır zihnimizi meşgul eden, insanlığın en kadim ve en evrensel sorusunun peşine düşüyoruz: İnsanı gerçekten insan yapan neydi? Adem ile Havva’nın anlatısı, insanlık tarihinin en eski ve en derin hikâyelerinden biri. Kimi zaman kutsal bir metin, kimi zaman felsefi bir sembol, kimi zaman da insanlığın varoluşuna dair devasa bir metafor... Ancak uzun süredir üzerinde titizlikle çalıştığım ve artık son düzenleme aşamasına gelen yeni kitabım "BAŞLANGIÇ" , bu kadim kıssaya çok daha farklı, bütüncül bir pencereden bakmayı hedefliyor. Bilim, Antropoloji ve Kutsal Anlatıların Kesişim Noktası Başlangıç , ilk insanın yalnızca bir anda her şeyi bilen bir varlığa dönüşmesini değil; korkuyu, yalnızlığı, merakı ve öğrenmeyi adım adım keşfedişini konu alıyor. Bu çalışmada kutsal metinlerde yer alan izler; insanın biyolojik ve zihinsel gelişimine dair antropolojik, evrimsel psikolojik ve tarih öncesi verilerle harmanlanıyor. Kitabın sayfaları arasında ilerlerken iki insanın karşıla...

21. Yüzyılda Ege ve 12 Adalar: Sınırları Tehditle Değil, "Yumuşak Güç" ile Anlamsızlaştırmak

 Gerek stratejik konumları gerekse zengin tarihsel geçmişleriyle Ege adaları ve özellikle 12 Adalar, Türk-Yunan ilişkilerinin her zaman en hassas ve tartışmalı başlıklarından biri olmuştur. Ancak 21. yüzyılın getirdiği jeopolitik dinamikler, ekonomik gerçeklikler ve küresel krizler bize şunu gösteriyor: Geçmişin çatışmacı ve askerî söylemleri, günümüz dünyasının sorunlarını çözmeye yetmiyor. Peki, tarihsel ve coğrafi olarak Anadolu’nun doğal birer uzantısı konumunda olan bu adalarla ilişkiler, insancıl, sürdürülebilir ve ortak refaha dayalı bir modelle nasıl şekillendirilebilir? Bölgesel diplomasi ve tarihsel perspektiften bakıldığında öne çıkan temel unsurlar şunlardır: 1. Ekonomik Hinterland ve Lojistik Entegrasyon Ege'nin iki yakası arasındaki ticari ve lojistik bağı maksimum seviyeye çıkarmak ilk adımdır. Adaların gıda, enerji, tatlı su ve inşaat malzemesi gibi temel günlük ihtiyaçlarında Muğla ve Aydın kıyılarının ana tedarikçi konumuna gelmesi, adadaki yerel halkın yaşam mali...

BAŞLANGIÇ

BAŞLANGIÇ Ya insanlık sandığımız gibi başlamadıysa? Bu kitap, Adem ile Havva'nın hikâyesini yalnızca kutsal metinlerin anlattığı şekilde değil; bilimin, antropolojinin ve insan psikolojisinin ışığında yeniden yorumluyor. İlk korkudan ilk dile, ilk aileden ilk medeniyete uzanan bu yolculukta aslında tek bir sorunun cevabını arıyoruz: İnsanı gerçekten insan yapan neydi? İnsanlık tarihinin en eski anlatılarından biri olan Adem ve Havva kıssası, yüzyıllardır farklı bakış açılarıyla yorumlandı. Kimi zaman yalnızca dini bir anlatı, kimi zaman bir sembol, kimi zaman da insanlığın kökenini açıklayan bir metafor olarak ele alındı. Bu eser ise bu kadim hikâyeye farklı bir pencereden bakıyor. Bu kitapta, ilk insanın yalnızca bir günde her şeyi bilen bir varlık hâline gelişi değil; korkuyu, yalnızlığı, merakı, öğrenmeyi ve birlikte yaşamayı adım adım keşfedişi anlatılıyor. Okuyucu, iki insanın karşılaşmasıyla başlayan bu yolculukta dilin doğuşuna, ilk toplumsal kuralların oluşmasına, ailenin t...

DEDELERİMİZİN MEZAR TAŞLARINI OKUYAMAMAMIZ

Büyük çoğunluğumuzun kanayan yarası olan, ne yazık ki kültürel kopuşumuzun en somut göstergesi durum. ​kendi adıma konuşmam gerekirse; kayseri bünyan'ın musaşeyh köyündeniz. dedelerimizden, geçmişimizden kalan mezar taşlarına baktığımda üzerindeki estetiği, hüsnühattı ve o dönemin ruhunu görebiliyorum ama okumaya geldiğinde tıkanıp kalıyorum. fatih'ten, osmanlı'dan kalma koca bir birikimin tam ortasındayız ama bir mezar taşının üzerindeki iki satır duayı veya tarihi okuyabilmek için bile ya bir uzmana ya da dijital araçlara muhtaç durumdayız. ​işin acı tarafı, bu durum sadece dil değişikliğiyle de açıklanamaz. o taşlar sadece birer isim ve doğum-ölüm tarihinden ibaret değil; yazıldığı dönemin edebiyatını, merhumun mesleğini, sosyal statüsünü ve hatta ölüm sebebini simgeleyen sembollerle dolu birer açık hava arşivi. biz ise bu devasa arşivin ortasında okuma yazma bilmeyen insan konumuna düşüyoruz. ​ben bu eksikliği hissedip kendi çapımda tarih araştırmalarına ve kronoloji...

BAŞLANGİÇ 2

"Bu eser, kutsal metinleri değiştirme iddiası taşımaz. İnsanlığın başlangıcına dair kadim anlatıları; kurgu, antropoloji ve insan psikolojisinin bakış açısıyla yeniden yorumlayan edebî bir romandır."

Zamanı Doğru Okumak: Bir Roman ve Dünya Tarihi Kronolojisi Yolculuğu

Zamanı Doğru Okumak: Bir Roman ve Dünya Tarihi Kronolojisi Yolculuğu ​Tarih, sadece geçmişte yaşanıp bitmiş olaylar dizisi değil; bugünü anlamamızı ve geleceğe yön vermemizi sağlayan canlı bir hafızadır. Benim için de okumak ve yazmak, yıllardır bu hafızayı diri tutma arzusuyla şekillendi. ​Uzun süredir üzerinde çalıştığım ve dijital dünyadaki bu yeni durağımda sizlerin de tanıklık etmesini istediğim iki büyük projemden bahsetmek istiyorum. ​Tamamlanan Eser: Başlangıç ​Yazım sürecini tamamladığım ilk kurgusal çalışmam olan Başlangıç , insanın kendi varoluşunu ve geçmişini sorgulama fikrinden doğdu. Kendi iç dünyamdaki arayışları, tarihsel ve insani temalarla harmanladığım bu roman; kelimelerle inşa ettiğim edebi yolculuğumun ilk somut adımı oldu. ​Üzerinde Çalıştığım Proje: Senkronize Dünya Tarihi Kronolojisi ​Bunun yanı sıra, tarih merakımı ve araştırmalarımı bir adım öteye taşıyacak kapsamlı bir kitap projesi üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Türk ve dünya tarihini aynı zaman ...

şehir hayatını bırakıp köye yerleşmek

  şehir hayatını bırakıp köye yerleşmek 30'lu yaşların başında, hayatının yönünü radikal bir kararla değiştiren biri olarak dahil olduğum kervan. celal bayar üniversitesi'nden mezun olduktan sonra sağlık sektörüne girip memorial hospital'da müdür yardımcılığına kadar yükselmiştim. dışarıdan bakıldığında plaza/hastane dikeyinde kariyerini oturtmuş, kurumsal hayatın gerektirdiği rutinleri yerine getiren biriydim. fakat bir noktadan sonra masa başı işlerin, plaza hengamesinin ve şehir monotonluğunun insanı kendi özünden uzaklaştırdığını hissetmeye başladım. sonunda radikal bir kararla istifayı basıp doğup büyüdüğüm yere, kayseri bünyan'ın musaşeyh köyüne döndüm. baba/dede mesleği olan tarıma ve çiftçiliğe başladım. toprağa dokunmak, kendi ürününü yetiştirmek ve mesaini doğaya göre ayarlamak ilk başta bocalatsa da zihinsel anlamda inanılmaz bir özgürlük getirdi. şimdi köyde bir yandan çiftçilik yaparken, bir yandan da yıllardır ertelediğim tutkularıma zaman ayırıyorum: - li...

ZAMANIN BİRLEŞEN NEHİRLERİ

  ZAMANIN BİRLEŞEN NEHİRLERİ İnsanlık tarihi, yüzyıllar boyunca birbirine yabancı duvarların ardında, izole odalarda yazılmış büyük bir anlatı gibi aktarıldı bize. Bir tarafta Avrupa’nın saray dedikoduları ve savaşları anlatılırken, diğer tarafta Asya’nın steplerinde kopan fırtınalar sanki başka bir dünyaya aitmiş gibi sunuldu. Çoğu zaman Roma’nın ihtişamına dalmışken, aynı güneşin altında Hunların veya Çin hanedanlarının hangi sancılarla kıvrandığını görmezden geldik. Oysa zaman, coğrafyalara göre bölünen bir parsel değil; yeryüzündeki tüm halkları aynı anda sürükleyen tek ve devasa bir nehirdir. Bu kitap, o nehrin yatağını tek bir bakışta görebilmek, tarihin kopuk halkalarını birbirine bağlamak amacıyla kaleme alındı. Okuyacağınız sayfalar, size sadece kralların doğum tarihlerini veya savaşların kronolojik dökümünü vermeyecek. Bu çalışma, tarihin senkronize ritmini yakalama çabasıdır. Siz bu kitapta Akdeniz’in dalgalarıyla boğuşan Fenikeli bir tüccarı okurken, aynı satırın...

ÖZGEÇMİŞ

 Kayseri Bünyan Mustafa Sarıkaya, 4 Ağustos 1994'te Kayseri'nin Bünyan ilçesinde doğdu. Aynı adı taşıdığı dedesi Hacı Mustafa Sarıkaya'nın soyundan gelmektedir. İlk, orta ve lise eğitimlerini Bünyan'da tamamlayan Sarıkaya, lisede kültürel faaliyetlere, tiyatroya ve şiir okumalarına büyük ilgi gösterdi. yükseköğrenimini Manisa Celal Bayar Üniversitesi'nde tamamladı. Burada ISO 9001 sertifikalarını alarak akademik alandaki başarısını tescillemenin yanı sıra, üniversite yıllarında bağlama başta olmak üzere telli çalgılara olan tutkusuyla da dikkat çekti ve birçok kültür programında sahne aldı. İş hayatına hastane yöneticisi olarak devam eden, daha sonra köyüne dönerek tarımla uğraşan Mustafa Sarıkaya, köklerine olan vefasını, kültürel mirası koruma misyonunu ve edebi tutkusunu, "Başlangıç" adlı romanıyla okuyucularıyla buluşturmaya hazırlanıyor. Aile tarihini ve yörenin kültürel belleğini yaşatmaya devam ederken, tarih alanındaki çok yönlü araştırmalarını ve ...