Kayıtlar

Mustafa Sarıkaya etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MEŞRUTİYET NEDEN MEMLEKETİN BAHTINI DEĞİŞTİRMEDİ

 23 Temmuz 1908 günü Osmanlı coğrafyası, tarihte eşine az rastlanır bir hürriyet sarhoşluğuyla uyandı. "Hürriyet, Adalet, Müsavat (Eşitlik), Uhuvvet (Kardeşlik)" sloganları Dersaadet’ten Selanik’e, Beyrut’tan Üsküp’e kadar sokakları inletiyordu. II. Abdülhamid’in 30 yılı aşkın mutlakiyetçi yönetimi ve istihbarat ağı son bulmuş, Meşrutiyet yeniden ilan edilmişti. Türkler, Rumlar, Ermeniler, Bulgarlar ve Araplar sokaklarda kucaklaşıyor; anayasanın (Kanun-ı Esasi) gelişiyle imparatorluğun tüm dertlerinin bir sihirli değnek değmişçesine çözüleceğine inanılıyordu. Fakat çok değil, birkaç yıl içinde bu büyük sevinç çığlıkları yerini Balkan Bozgunu’nun acı feryatlarına, Trablusgarp’ın kaybına, bitmek bilmeyen siyasi suikastlara ve en nihayetinde Cihan Harbi’nin felaketine bıraktı. Peki, hürriyetin ilanı neden memleketin bahtını değiştirmedi? Nerede hata yapıldı? 1. Kurumsal Altyapısı Olmayan Bir Devrim 1908 Devrimi, fikri ve felsefi olarak Fransız İhtilali’nin söylemlerini benimsem...

Türklerin Neden Kendine Ait Bir Mezhebi Yoktur? Arap Mezhepçiliğinden Türk Tasavvufuna

 İslam dünyasında ve diğer semavi dinlerde inanç formlarının nasıl şekillendiğini incelediğimizde, mezhep ve tarikat kavramlarının arkasındaki sosyo-kültürel harita son derece dikkat çekicidir. Sayıları yüzü bulan, şubeleriyle birlikte muazzam bir ağ oluşturan tarikat yapıları yalnızca İslam coğrafyasına özgü değildir; Hristiyanlık ve Musevilikte de sayıları yetmiş beşi bulan benzer mistik ve kurumsal oluşumlar mevcuttur. Ancak bu yapının İslam dünyasındaki neşvünema bulma şekli, arkasındaki zihniyet dünyasını net bir şekilde ortaya koyar: Araplar mezhep kurucusudur, Türkler ise tarikat kurucusudur. Peki, Türklerin Neden Kendilerine Ait Bir Mezhebi Yoktur? İslam tarihi boyunca Malikilik, Şafilik, Hanbelilik ve Hanefilik gibi hukuki ve kuralcı yapılar hep Arap coğrafyası ve zihniyetinin ürünleri olarak doğmuştur. Türkler ise kitleler halinde İslam’a geçerken sıfırdan fıkhi bir mezhep kurma ihtiyacı hissetmemişlerdir. Çünkü mezhep; normatif, kuralcı, sınırları çizilmiş ve hukuki kurg...